Dergilerden Özetler
PDF

Nasıl Atıf Yapmalı

1.
Fincancı Şebnem K. Dergilerden Özetler. Bull Leg Med [Internet]. 01 Nisan 1999 [a.yer 20 Haziran 2019];4(1):28-1. Erişim adresi: https://www.adlitipbulteni.com/index.php/atb/article/view/348

Öz

BİYOLUMİNESAN İLE BEYİNDE ATP DÜZEYİ ÇALIŞMASI: ÖLÜM ZAMANI BELİRLEME YÖNTEMİ Study on cerebral ATP level with bioluminescent: method to estimate the time of death "Makale Çincedir" Cben Y. Fa I Hsueh Tsa Chih 1997;13(3>138-9. Bu yazı değişik ölüm zamanlarında köpek beynindeki ATP düzeylerini bildirmektedir. ATP düzeyleri biyoluminesan yöntemi ile saptanmıştır. Sonuçlar ATP konsantrasyonunun ölüm zamanı ile birlikte yavaşça azaldığını göstermiştir. Adli uygulamada ölüm zamanının belirlenmesi için bu çalışma değer taşımaktadır. SÜTÇOCUĞU VE KÜÇÜK ÇOCUKLARIN KAZADIŞI KAFA TRAVMASINDA YARALANMA ıLE AĞIR SEMPTOMLAR ARASINDA GEÇEN ZAMAN Interval duration between injury and severe symptoms in nonaccidental head trauma in infants and young children. Gilliland MG. J Forensic Sci. 1998 May;43(3):723-5. Adli patologların sık sık çocuk istismarındaki kafa travması ölümlerinde yaralanma ile semptomların ortaya çıkışı arasında geçen zamanı belirlemeleri istenmektedir. Bu bilgilerin elde edilebildiği 76 kafa travması ile ölüm olgusunda yaralanmadan semptomların ortaya çıkışına kadar geçen süre, prospektif bir postmortem çalışmada araştırılmıştır. Kafa travması ölümleri yaralanma mekanizmasına göre sınıflan- mıştır. Mekanizmalar saısma(darbe yok), sarsma ve künt darbe birlikte ve künt darbe(sarsma öyküsü yok) idi. Sarsma olgularının %80’inde, birlikte olanda %71.9 ve künt travmada % 69.2’sinde geçen zaman 24 saatten azdı. Son iki grubun herbirinin %25’inclen fazlasında geçen zaman 24 saatten fazla ve 4 çocukta da 72 saatten daha geçti. Yaralanma ile semptomların ortaya çıkışı arasındaki zamanın değişkenliği bu konuda yapılacak değerlendirmelerin ihtiyatlı olması gerektiğini göstermektedir. Bilginin fail dışında kişilerden alındığı tüm olgularda çocuğun bu zaman diliminde normal olmadığının öğrenildiğine de dikkat edilmelidir. GAZLARDAN KAYNAKLANAN OKSİJEN YETERSİZLİĞİNE BAĞLI ASFİKSİ Asphyxia due to oxygen deficiency by gaseous substances Watanabe T, Morita M. Forensic Sci Int 1998 Aug 31;96(l):47-59- Asfiksiye yol açan gaz olgularında bu tür ölümlerde ortam koşullarındaki değişkenlik nedeniyle ölüm nedenini belirlemek çok zordur. Ölüm nedenini aydınlatmak ve asfiksideki etkenleri saptamak amacıyla, asfiksi bulguları, solunum durması sırasındaki gaz konsantrasyonları, ölüm zamanı ve dokulardaki gaz konsantrasyonları sıçanlar ve altı gaz kullanılarak çalışılmıştır. Üç tür inhalasyon kullanılmıştır: (1) hızlı asfiksi (2-3 dakika) oksijenin tümüyle ortadan kaldırıldığı bir oda, (2) uzamış asfiksi (20-25 dakika) oksijenin yavaşça yok edildiği, ve (3) % 20 02 bulunan bir odada kritik konsantrasyonda gaz varlığı ile inhalasyon (60 dakika). Hızlı asfiksi gruplarında 2 veya 3 dakika içinde kalp durmasının eşlik ettiği solunum durması 30 ila 40 saniyede meydana geldi. Şiddetli konvulsiyonlar yalnız nitrojen kullanıldığında gözlendi. Uzamış asfiksi gruplarında, solunum durması %4-5’lik 02 konsantrasyonu ve non-toksik gazlar (N2, CH4, N20, ve propan) ile meydana geldi. C02 ve Freon-22 gibi toksik gazlarda solunum durması 6.6-%8.0’lik 02 (%60-67 C02) ve % 13-l4’lük 02 (%30-35 Freon-22) konsantrasyonlarında ortaya çıktı. Dokulardaki gaz konsantrasyonlarının asfiksi tipine, gaz türüne ve maruz kalınan süreye göre değiştiği gözlendi. Yağda eriyen gazların yağ dokusunda süre ile belirgin değişiklik gösterdiği saptandı. Metan gazının diğer gazlardan farklı olarak dokulardaki dağılımı akciğerler dışında hem hızlı hem de uzamış as- fikside küçük farklılıklar gösterdi. Bu durumun gazların kan ve dokularda eriyebilir olma özelliklerine bağlı olduğu düşünüldü. C02 ve N20 ile hızlı asfik- side akciğer alveollerinde atrofi gözlendi. Özellikle C02 asfiksisinde akciğerlerde lokal kanamalar görüldü. Oksijensiz asfikside hızla bilinç kaybı, solunum ve kalp durması gelişmektedir. Bu yazı asfiksi olgularında ölüm nedeni ve kazanın oluş şeklinin belirlenmesi için değerli bulguları sunmaktadır. ALTI ADLİ ENTOMOLOJİ OLGUSU: TANIM VE YORUM Six forensic entomology cases: description and commentary. Benecke M. J Forensic Sci 1998 Jul;43(4):797-805. Hata listesi J Forensic Sci 1998 Nov;43(6):1303 da yayınlanmıştır. Böceklerin postmortem intervalin (PMI) belirlenmesinde yararlı olduğu bilinmektedir. Larva gelişiminin izlenmesi de dahil bir çok adli entomoloji tekniği kullanılarak PMI belirlenmesi dışında pek çok adli tıp ve hijyen sorisu da yanıtlanabilmektedir. Olgu l’de kokuşmuş bir cesetten calliphorae cinsi bir sinek larvasının nasıl düşüp saklandığı ve 3 ay sonunda dezenfeksiyon ve yenilenmenin ardından nasıl pupadan çıktığı anlatılmaktadır. İkinci olguda, eroin kullanıcısı çürümüş bir cesedin entomolojik durumu tanımlanmıştır. Olgu 3 kısmen mumyaiaşmış bir kadın cesedinin kafatası içinde bulunan tek bir erişkin Protophormia terranovae ile ilgilidir. Olgu 4 5 günlük bir cesette bulunan Muscina stabulans pupası içinde saptanan Serratia marcescens bakterisini bildirmektedir. Olgu 5’te, bir eroin kullanıcısının cesedi üzerinde bulunan calliphorae cinsi sinek yumurtaları dairesinde öldükten sonra gece cesedin sokağa bırakıldığının göstergesi olarak yorumlanmıştır. Olgu 6 bulunan bir Parasarcophaga argyrostoma ile ilgilidir ve Cologne’da bir cesedin en azından bir süre dışarıda kaldığını gösteren bir örnek olabileceği belirtilmektedir. İNSAN CİLT YARALARINDA P53 PROTEİNİNDE ZAMANA BAĞLI DEĞİŞİKLİK - KANTİTATİF İMMÜNOHİSTOKİMYASAL ANALİZ The time-related expression of p53 protein in human skin wounds-a quantitative immunohisto- chemical analysis. Hausmamı R, Nerlich A, Betz P. Int J Legal Med 1998;lll(4):l69-72. Birkaç dakika ile 11 hafta arasında değişen yaşlardaki cilt yaralarında fibroblastik hücreler yara iyileşmesi sırasında p53 proteininin zamana bağlı ortaya çıkışı yönünden immünkimyasal yöntemle incelenmiştir. Sağlam ciltle karşılaştırıldığında, yarada artmış p53 varlığı yaralanma sonrası en erken 3- günde saptanmıştır. Bu örneğin yara bölgesinde pozitif boyanan hücrelerin toplam fibroblastik hücre sayısına oıanı(r) yaklaşık 0.2 bulunmuştur. P53 un ortaya çıkışında belirgin artış ilk olarak 8 günlük bir yarada gözlenirken (r > 0.5) 3 ile 11 hafta arasında pozitif hücre oranı 0.40 - 0.64 arasında bulunmuştur. Böylece ı-değerinin 0.5 ve üzerinde olduğu koşullarda yaralanma sonrası aralığın yaklaşık bir veya daha fazla hafta olduğu hesaplanabilir. Geç dönemde örneklerde oldukça düşük sayıda pozitif boyanan fibroblastik hücre bulunduğundan, adli uygulamada yara yaşı belirlenmesi ancak pozitif sonuçlarla gerçekleştirilmelidir. CİLT YARA İYİLEŞMESİNİN ERKEN DÖNEMİNDE OLASI YARA VİTALİTESİ GÖSTERGESİ OLARAK ZAMANA BAĞLI İNTERLEUKİN -10 (IL-10) MRNA DEĞİŞİKLİĞİ. Time-dependent expression of interleukin-10 (IL-10) mRNA during the early phase of skin wound healing as a possible indicator of wound vitality Oh shim a T, Sato Y. Int J Legal Med 1998;lll(5):251-5. Bu çalışma interleukin-10 messenger RNA (IL-10 mRNA) 'nın intıavital yaralanma ile postmortem yaralanma arasında ayırım yapmaya olanak tanıyıp tanımayacağını belirlemek amacıyla yapıldı. İnsizyon sonrası fareler 0 ila 180 dakikada sakrifiye edildi. IL- 10 mRNA ‘nın başlangıç değeri her cilt örneği için ters transkriptaz-polymeraz zincir reaksiyonu (RT- PCR) kullanılarak değerlendirildi. IL-10 mRNA 15 dakikada hızla yükselmeye başladı ve 60 dakikada en yüksek değere ulaştı. 30 ile 180 dakika arasında belirgin bir artış görüldü. Zamanla ilişkili olarak IL-10 mRNA ‘nın ortaya çıkışı postmortem 5. güne kadar görülebildi ve postmortem kontrollerde hiçbir anlamlı artış olmadı. IL-10 mRNA varlığında artış postmortem değişiklik bulunan cilt örneklerinde vital reaksiyon olarak değerlendirilebilir. Uzun bir postmortem zaman diliminde RT-PCR ile mRNA saptanabildiği için, bu çalışma adli uygulamada yara incelemesi için mRNA analizinin kullanılabileceğini göstermiştir. BIPOLAR BOZUKLUĞU OLAN OLGULARIN PREFRONTAL KORTEKSİNDE AZALMIŞ NÖROPEPTİD Y MRNA VARLIĞI Reduced neuropeptide Y mRNA expression in the prefrontal cortex of subjects with bipolar disorder Caberlotto L, Hurd YL. Neuroreport 1999 Jun 3:10(8):1747-50. Bu çalışmada hiçbir psikiyatrik öyküsü olmayan normal kontrollar ile, major depresyon, bipolar bozukluk ve şizofreni tanısı almış olguların prefrontal korteksindeki (Brodmann alanı 9 ve 46) nöropeptid Y mRNA düzeyleri karşılaştırılmıştır. No correlation was found regarding Nöropeptid Y mRNA varlığı ile postmortem interval, yaş, cinsiyet, hemisfer tarafı, ölüm şekli olarak intihar, veya alkol, marihuana ve kokain/amphetamine gibi madde kullanım öyküsü arasında bir ilişki bulunmamıştır. Bulunan tek anlamlı fark klinik tanı ile ilgilidir. Bipolar olgularda kontrollere göre nöropeptid Y mRNA varlığı düşük bulunmuştur. Birlikte değerlendirildiğinde affektif bozukluklar ile nöropeptid Y ilişkisinin doğrulandığı, NPY ve bipolar bozukluk arasında özgün bir ilişki olduğu görülmektedir. DOMUZ CİLDİNDEKİ KESİ YARALARINDA FİBRONEKTİNİN İMMÜNOHİSTOKİMYASAL YÖNTEMLE ARAŞTIRILMASI Immunohistochemical detection of fibronectin in postmortem incised wounds of porcine skin Grellner W, Dimmeler S, Madea B. Forensic Sci Int 1998 Nov 9;97(2-3):109-l6. Fibronektin doku ona rim ı ve yara iyileşmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Daha önceki çalışmalar birkaç dakikadan fazla yaşayanlarda fibronektinin yara vitalitesinin göstergesi olabileceğini bildirmektedir. Bu bulgulan doğrulamak amacıyla domuz cildinin değişik anatomik bölgelerine erken postmortem intervaldeCdolaşım durmasından sonraki 0-5 dakika) yapılmış olan kesi yaralarında fibronektin varlığı im- miinohistokimyasal olarak araştırılmıştır. Doku örnekleri ölümden sonraki 12-14 saatte alınmış ve parafin kesitlerinde fibronektin (alkaline phosphatase ve monoclonal anti-alkaline phosphatase işlemi) aranmıştır. 36 örnekten ll’inde belirgin pozitif fibronektin varlığı (yalnız yara sınırında değil, ayrıca sağlam ciltten açıkça daha kuvvetli) gösterilmiştir. Yedi örnekte daha ortalama pozitif bir fibronektin saptanmıştır. 36 örnekten dokuzunda musküler kontraksi- yon bandları görülmüştür. Değişik fibronektin reaksiyon biçimleri tam olarak açıklanamamakla birlikte yaralı damarlardaki kan ürünlerinin cilt dokusuna pazif transüdasyonuna bağlı olabileceği düşünülmüştür. Bu araştırma sonucunda fibronektinin yara vita- litesi için özgünlüğü ve geçerliliğinin tartışılması gereği ortaya çıkmıştır. Fibronektin immunohistokimya- sı, bu parametrelerin ortaya çıkış zamanı kısa olduğunda vital kriter olarak geçerliliğini azalttığı, bu olgularda postmortem/supravital olayların da vital reaksiyonlara benzeyebileceğini göstermektedir. TIBBİ DERGİLERİN REKLAM POLİTİKASI: DERGİ EDİTÖRLERİ VE MESLEK ÖRGÜTLERİNİN ÇELİŞKİLERİ "Advertising policies of medical journals: conflicts of interest for journal editors and professional societies" Orentlicher D, Hebir IIMK. Journal of Law, Medicine & Ethics, 27, no. 2 (1999): 113-21. Tıp mesleği gittikçe daha ticari bir kimlik kazanmaya başladıkça, yorumcular çıkar ilişkileri ve çelişkileri daha titizlikle izlemektedir. Bununla birlikte, önemli bir çelişki alanı gözden kaçmaktadır -tıp dergilerinin reklam politikasındaki çıkarları ile ilgili çelişkiler. Üstelik bu çelişkiler tartışıldığında neredeyse tümüyle dergi editörlerinin bakış açısından değerlendirilmektedir. Oysa dergi reklam politikalarında ikinci bir kritik görüş de yer almaktadır. Politikalar bu dergilerin sahibi olan meslek örgütleri için de ciddi çıkar çelişkileri oluşturmaktadır. Bu makalede dergi editörleri ve meslek örgütlerinin dergi reklam politikalarında yer alan çelişkileri tartışırken, politikaların sonuç olarak çok geride olduğunu söyleyeceğiz. Günümüzde tıp dergileri reklam gelirleri ile yaşamaktadır ve farmasötik şirketleri ile sağlıkla ilgili işyerlerinin reklamları yayınlanırken diğer tüketim maddeleri, örneğin otomobil, golf malzemeleri veya mücevher gibi maddelerin reklamlarından kaçınılmakta, hatta tümüyle dışlanmaktadır. Biz sağlıkla ilgili reklamlar yerine diğer tüketim maddeleri reklamlarına yer verilmesi durumunda hem tıp dergileri ve tıp mesleğinin hem de toplumun daha iyi hizmet alacağını savunuyoruz. Bazı iidialarımız dergi editörlerine fazla sert ve haksız gelebilir. Editoryal işlerin haksızca şüpheci bir yaklaşımla ele alındığı da düşünülebilir. Gerçekte, bizler dergi editörlerinin sorumluluklarını büyük bir titizlik ve özenle yerine getirdiklerini kabul ediyoruz. Dergi editörlerinin yayın devamlılığını ve içeriğini korumak için uğraşlarının da farkındayız ve yayın kalitesi de bunu göstermektedir. Ne yazık ki, çok doğru yönlendirilmiş çalışmalar dahi çıkar çelişkileri nedeniyle teslim alınabilmektedir. Çıkar çelişkilerinde sorun bunların içimize işlemiş olmasıdır. Sonuç olarak zararı azaltmak çelişkinin etkisine direnç göstermekle değil, çelişkinin azaltılması veya ortadan kaldırılması ile olanaklıdır. YARA YAŞININ BELİRLENMESİ VE İNSAN CİLDİNDE VCAM-1. Estimation of wound age and VCAM-1 in human skin Dressier J, Bachmann L, Koch R. Muller E. Int J Legal Med 1999;112(3):159-62. Yara yaşını belirlemek amacıyla, otoklavda tutulduktan sonra ABC tekniği kullanılarak parafin blok kesitlerinde endotelyal adhezyon molekülü VCAM-1 (CD 106) araştırılmıştır. Damarlar PECAM-1 (CD 31) ile işaretlendikten sonra, VCAM-1 pozitif damarların yüzdesi belirlenmiştir. Örneklerin % 18’inde sağlam cilt endotelyal hücrelerinde VCAM-1 için düşük pozitif boyanma reaksiyonu gözlenmiştir. Yaralı ciltte araştırılan olguların % 51’inde VCAM-1 belirgindir. Yaralanmadan en erken 3 saat, en geç 3,5 gün sonra kuvvetli pozitif boyanma reaksiyonları gözlenmiştir. VCAM-1 için immünhistokimyasal sonuçlar yaralı ve sağlam ciltlerde anlamlı farklılık göstermiştir (P < 0.01). Birkaç olguda postmortem cilt yaralarında VCAM-1 (n = 6) düşük yoğunluklu olarak izlenmiş ve VCAM-l’in ortalamadan kuvvetli pozitifliğe kadar yara vitalitesinin göstergesi olduğu kabul edilmiştir. Özellikle selektinler gibi başka adhezyon moleküllerinin ortaya çıkış düzeyi de değerlendirmeye alınırsa, VCAM-1 adli uygulamada yara yaşını belirlemek amacıyla kullanılabilir. ERKEN POSTMORTEM İNTERVALDE POSTMORTEM KAN TROMBOSİT SAYISI NEDEN VE NASIL DEĞİŞMEKTEDİR? How and why does the platelet count in postmortem blood change during the early postmortem interval? Thomsen H, Kaatsch HJ, Krisch B. Forensic Sci Int 1999 May 17;101(3):185-94. Postmortem kanda trombosit sayısındaki erken postmortem değişiklikleri ve bu değişikliğin nedenlerini trombosotleri sayarak, in vitro hipostatik testler uygulayarak, postmortem kan örneklerinde volüme göre eritrosit yüzdesini belirleyerek, immunohisto- kimya (anti-CD6l, anti-fibrinogen), ve immunoelect- ron mikroskopisi ile (anti-CD62, anti-CD63, anti- thrombospondin) inceledik. Başlangıçta gözlenen trombosit sayısındaki artışın hipostatik duruma bağlı olduğu saptandı. Trombosit sayısında izleyen dönemde, devam eden hipostaza rağmen devamlılık göstermeyen düşüş olması ise postmortem tromboliz ve trombositlerde geri dönüşlü agregat oluşumu ile açıklanabilir. Postmortem kandaki değişikliklerin, trombositlerin eritrositler üzerindeki pre-adzorbe fib- rinojene geri dönüşlü olarak adhezyonuna yol açması önemli bir olaydır. Bu durumda postmortem kandaki trombositlerin azalma nedeni postmortem pıhtılaşma olmayıp, kandaki sayılabilir trombosit sayısının azalmasına bağlıdır.
PDF

Adli Tıp Bülteni, açık erişimli bilimsel bir dergidir. Açık erişim, çalışmaların özgürce halka açılmasının bilginin küresel olarak paylaşımını arttıracağı prensibine dayanarak kullanıcı veya kurumlara ücret ödemeden tüm içeriğin serbest biçimde sunulması demektir. Dergimiz ve bu internet sitesinin tüm içeriği Creative Commons Attribution (CC-BY) lisansının şartları ile ruhsatlandırılmıştır. Bu durum, Budapeşte açık erişim girişiminin (BOAI) açık erişim tanımı ile uyumludur.
Creative Commons Attribution Lisansı, kullanıcıların bir makaleyi kopyalamasına, dağıtmasına ve nakletmesine, makaleyi uyarlamasına ve makalenin ticari olarak kullanılmasına imkan tanımaktadır. CC BY lisansı, yazarına uygun şekilde atfedildiği sürece açık erişimli bir makalenin ticari ve ticari olmayan mahiyette kullanılmasına izin vermektedir.
Adli Tıp Bülteni, hak sahipleri olarak yazarların, makalenin kabulünden önce telif hakkı ve etik sözleşmesini imzalayarak dergiye göndermesini talep etmektedir. Yazarlar, çalışmalarının telif hakkını elinde tutmaya devam etmekte, Adli Tıp Uzmanları Derneğine yayınlama izni vermektedir. Bu sayede hem Dergi makaleyi yayımlama hakkına sahip olmakta hem de söz konusu çalışmanın yazarın kendi özgün çalışması olduğu ve geçerli bir araştırmaya dayandığını beyan etmesi dahil çeşitli hususların doğrulanmasına imkan vermektedir.
Çalışmalarının Dergimizde yayınlanmasını isteyen yazarlar aşağıdaki şartları kabul etmiş sayılırlar:
*Telif hakkı yazarlarda kalmakla birlikte, Dergimize çalışmayı ilk kez yayınlama izni verilmekte, aynı anda yazara atıfta bulunulmak ve ilk kez dergimizde yayınlandığı belirtilmek kaydı ile çalışmanın özgürce paylaşılmasına imkan tanıyan Creative Commons Attribution Lisansı ile ruhsatlandırılmaktadır.
*Yazarlar, çalışmanın ilk kez dergimizde yayınlandığı belirtilmek kaydı ile, dergimizde yayınlanan sürümünün münhasır olmayan şekilde dağıtılması (Ör., kurumsal bir bilgi havuzuna eklenmesi veya bir kitapta yayınlanması) için ayrı, ek sözleşmeler yapabilirler.
*Yayınlanan çalışmanın daha erken ve daha fazla atıf alması kadar bilginin daha verimli olarak paylaşılmasına imkan sağlayacağından dolayı, değerlendirmeye gönderilme öncesinde ve sonrasında yazarların çalışmalarını çevrimiçi olarak yayınlamalarına (kişisel internet sayfalarında yahut kurumsal havuzlarda) izin verilmekte ve teşvik edilmektedir.

İndirme Sayısı

İndirme verileri henüz hazır değil.