Kabul Edilen Yazılar

Kabul Edilen Yazılar

  1. 0-6 Yaşlar Arası Adli Nitelikli Çocuk Çağı Medikolegal Ölümlerinin Retrospektif Olarak Değerlendirilmesi (2019-02-25)
    Ali Yıldırım Cumhuriyet University, Faculty of Medicine, Department of Forensic Medicine, Sivas
    Erdoğan Polater Cumhuriyet University, Faculty of Medicine, Department of Forensic Medicine, Sivas
    Celal Bütün Cumhuriyet University, Faculty of Medicine, Department of Forensic Medicine, Sivas

    Objective:The aim of this study was to analyze the epidemiological pattern and characteristics of forensic cases resulting in death among children aged 0-6 years and to discuss the solution offers in order to prevent such events that may result in death in 0-6 years of childhood.


    Materials and Methods:73 cases of medicolegal childhood death among children aged 0-6 years whose post-mortem examinations, dead body examinations and/or autopsies were performed at the morgue of the Cumhuriyet University Hospital in a 8-year period between January 1, 2008 and December 31, 2016 were included in the study group and retrospectively analyzed. In all statistics, the SPSS v.20 statistical software was used, and a p value of <0.05 was accepted as statistically significant. 


    Results:The study included 73 forensic cases resulted in death whose dead body examinations and autopsies were performed. Of the cases, 52.1% (n:38) were female and 47.9% (n:35) were male.   When the age groups were compared, it was found that the highest mortality rate was in the 0-1 age group with 65.8%. When the manner of death was compared by age groups after autopsy and toxicology/histopathological examinations performed, it was found that the majority of deaths among children aged 0-1 years was due to sudden infant death syndrome with 35.4% (n:17), drowning in water was the most common cause of death between 2-3 years of age with 35% (n:7), followed by accidental deaths due to fall with 30% (n:6), and the deaths among children aged 4-6 years was due to traffic accident...

  2. Oral Antiseptik Spreylerdeki Etanolün Nefeste Alkol Ölçümü Üzerine Etkisi (2019-08-26)
    İsmail Mehmet Demirci, Arş. Gör. Dr. Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Tayfur Ata Sökmen Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, Hatay https://orcid.org/0000-0003-0466-9820
    Yasemin Balcı, Prof. Dr. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, Muğla https://orcid.org/0000-0002-5995-9924
    Gülsüm Kadı, Arş. Gör. Dr. Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, Muğla https://orcid.org/0000-0003-3763-1407
    Çetin Seçkin, Uzm. Dr. Adli Tıp Kurumu Muğla Şube Müdürlüğü, Muğla https://orcid.org/0000-0003-1887-3857
    Kürşad Tosun, Dr. Öğr. Üyesi Siena College, USA https://orcid.org/0000-0003-3989-696X

    Giriş:Trafikte alkolmetre ile denetleme yapılırken, ağız-içi alkol konsantrasyonunu etkileyen sebeplerden ötürü nefes alkol konsantrasyonu daha yüksek çıkabilmektedir.Karayolları Trafik Yönetmeliği’ne göre; cihazla yapılan ölçüm sonucuna itiraz edilmesi durumunda tekrar ölçüm yapılmamaktadır.Bu çalışmada, oral antiseptik sprey(OAS) kullanımının, alkolmetre ile ölçülen nefes alkol düzeylerine etkisi ve zamanla ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır.


    Gereç ve Yöntem:Bu çalışmada sonuçlar 30 sağlıklı gönüllüden elde edilmiştir.Çalışmada etanol içeren üç oral sprey ve elektrokimyasal sensörlü alkolmetre kullanılmıştır.Her kişi için OAS kullanımı öncesi (Tbefore) solunum alkol konsantrasyonu referans alınmıştır.Bireylerden her sprey için, 3 kere ağız içine püskürtme yapıp hemen alkolmetreye üflemesi istenmiştir.Bu şekilde ölçüm yapılarak 0. dakikada (T0) değeri elde edilmiştir.3. dakikada (T3) ve 5 dakikada (T5) olmak üzere iki kez daha ölçümler tekrarlanmıştır.


    Bulgular:Gönüllerin 14’ü kadın ve 16’sı erkekti.Yaş ortalamaları 37.73±8.40 (min=26, max=58).Referans (Tbefore) olarak alınan sprey kullanımı öncesi ölçümler beklendiği gibi (<0.08) olup ihmal edilebilir düzeyde saptanmıştır.T0'daki ölçümlerde solunum alkol konsantrasyonu(SAK) 1.Spreyde min:0.82, max:4.25;2.Spreyde min:1.05,max:4.25;3.Spreyde min:1.32,max:4.25 promil ölçülmüştür. T0'dan T3'e ve T5'e geçtikçe SAK medyan değerleri neredeyse sıfıra inmiştir. Her üç ilaç için T3 değerleri, T0 değerlerinden;T5 değerleri, T0 ve T3 değerlerinden daha düşük saptanmıştır.  T5'te ölçülen en yüksek SAK 0.37 promil olup yasal seviyenin (0.5 promil) altındadır.


    Sonuç:Bu araştırma, OAS'ların alkolmetre ile tek ölçüm sonuçlarını değiştirebildiğini göstermiştir.Sonuçlara dayanarak, alkolmetre ile nefeste alkol ölçümünün OAS kullanımına bağlı ağız boşluğundaki etanolden etkilendiği, bununla birlikte hızla elimine olup 5. dakikada yasal sınırın altına indiği görülmüştür.


    Anahtar Kelimeler:Nefeste Alkol Ölçümü, Oral Antiseptik Sprey, Alkolmetre

  3. Muğla İlinde Adli Tıp Polikliniğine Başvuran İntihar Girişimi Olgularının Değerlendirilmesi (2019-12-12)
    Elçin Kıymet Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı
    Ümit Ünüvar Göçeoğlu Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı
    Betül Yürürdurmaz Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı
    Yasemin Balcı Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Adli Tıp Anabilim Dalı

    Giriş ve Amaç: İntiharlar ve intihar girişimleri Türkiye ve dünyada önde gelen mortalite ve morbidite nedenlerinden biridir. Çalışmada … Üniversitesi Eğitim/Araştırma Hastanesi Adli Tıp Polikliniğinde intihar girişimi nedeniyle adli rapor düzenlenen olguların değerlendirilmesiyle; sosyodemografik özelliklerin, kullanılan yöntemlerin, bölgesel özelliklerin ortaya konması ve koruyucu önlemler açısından öneriler geliştirmek amaçlanmıştır.


    Gereç ve Yöntem: 01.06.2014-31.12.2018 tarihleri arasında Adli Tıp Polikliniğinde intihar girişimi nedenli başvuruların raporları retrospektif değerlendirilerek, verilerin istatistik analizleri yapılmıştır. 


    Bulgular: Olguların 405’i(%5.3) intihar girişiminde bulunmuştu. 263’ü(%64.9) kadın, 142’si(%35.1) erkekti, yaş ortalaması 27.7 yıl(SD:11.1), aralık 12-76 yıldı.Olguların %11.8’i (n:48) 18 yaş altında, %84.9’u(n:344) 40 yaşın altındaydı. Olguların çoğunluğu 20-29 yaş aralığında olup, 19 yaş ve altında kadınlar, 30-39 yaş aralığında erkeklerin sayısı daha fazlaydı (p<0.001). Ay ve mevsimlere göre anlamlı bir farklılık saptanmadı. Olguların %8.4’ü cezaevinde intihar girişiminde bulunmuştu. Yöntemler içinde en sık ilaç alma (%86.2,n:349) kullanılmıştı, bunu kesici alet yarası (%8.9,n:36), ası (%2.2,n:9) izliyordu. Yaralanma ağırlığı açısından; olguların %3.2’sinin yaşamsal tehlike geçirdiği, %88.4’ünün basit tıbbi müdahale ile giderilebilecek nitelikte hafif olduğu, %8.4’ünün hafif olmadığı saptanmıştı.Olguların 9’u gebe,  49’u(%12.0) alkol almış, 11’inde(n:2.7) bağımlılık yapıcı madde saptanmıştı.


    Tartışma ve Sonuç: İntihar girişiminde bulunan olguların çoğunluğu yöntem olarak ilaç kullanımını seçmiştir.19 yaş ve altında kadınların intihar girişiminde bulunma oranı erkeklere göre fazla iken, 30-39 yaş grubunda erkeklerin daha fazla bulunması çarpıcı sonuçlarımızdandır. Bunda; ergen kadınların kimlik arayışı, toplumun kendinden beklediği roller ve özgürlük kısıtlamaları; genç erkeklerde ekonomik nedenler ve yüklendikleri sorumlulukların rol oynadığı düşünülmüştür. Elde edilen bulgular koruyucu önlemlere ışık tutması açısından önemlidir. İntihar girişimi nedeniyle başvuran olguların sosyal destek birimlerine yönlendirilmesi faydalı olacaktır.

  4. Probleme Dayalı Öğrenimde Adli Tıp Eğitimi: Pamukkale Üniversitesi Örneği (2019-11-12)
    Volkan Zeybek Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı
    Ayşe Kurtuluş Dereli https://orcid.org/0000-0002-0592-585X
    Bora Boz https://orcid.org/0000-0003-4354-8060
    Cüneyt Orhan Kara https://orcid.org/0000-0003-2219-4283
    Kemalettin Acar https://orcid.org/0000-0002-0200-4764

    Ülkemizdeki sağlık sistemi ve yasal düzenlemeler so­nucunda birinci basamak hekimlerine, adli tıp hizmetleri ile ilişkili çok sayıda sorumluluk yüklenmiş olmakla birlikte mezuniyet öncesi adli tıp eğitiminin yetersizliği nedeniyle hekimlerimizin adli hekimlik göre­vini en çok korkulan görev olarak nitelendirdikleri bi­linen bir gerçektir.


    ..... Tıp Fakültesi’nde (..ÜTF) yatay ve dikey entegrasyonu sağlanmış, spiral yapılanma gösteren bir eğitim programı uygulanmaktadır. ..ÜTF’deki adli tıp eğitim programında öğrenciler adli tıp konularıyla birinci sınıftan itibaren karşılaşmaktadırlar. İlk yıllarda temel kavramları öğrenirlerken, 5. sınıfta ise iki haftalık task boyunca aktif öğrenme yöntemlerinin kullanıldığı bir eğitim almaktadırlar. Adli tıp eğitiminde bu şekilde yıllara yayılmış, interaktif yöntemlerin uygulandığı, yapılandırılmış beceri eğitimi etkinliklerinin yer aldığı eğitim programlarının öğrencilerin adli tıp konularına ilgilerini artıracak, çekirdek programda yer alan bilgi, beceri ve tutum kazanma hedeflerine ulaşmalarını sağlayacaktır. Bu çalışmada ..ÜTF adli tıp eğitim modeli ayrıntılı olarak sunulmuştur.

  5. Bir Üniversite Hastanesinde 2012-2018 Yılları Arasında Suç Olarak Nitelendirilen Eylemlerde Bulundukları İddiası ile Değerlendirilen Psikotik Belirtili Olgularda Sosyodemografik, Klinik ve Suç Olarak Nitelendirilen Eylemlerle İlgili Özellikler (2019-09-17)
    Abdulkadir Yıldız Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, Isparta https://orcid.org/0000-0002-4247-8462
    Faruk Kılıç Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Isparta https://orcid.org/0000-0002-2259-4028
    Selin Çabuk Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, Isparta https://orcid.org/0000-0002-2096-3010
    Gizem Çağla Aktaş Çallıoğlu Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Isparta https://orcid.org/0000-0002-4640-6044

    Amaç: Suç olarak nitelendirilen eylemlerde bulunan psikotik belirtili bireylerin sosyodemografik, klinik ve suç olarak nitelendirilen eylemlerle ilgili özelliklerini belirleyerek bu özelliklerinin suç davranışına ve ceza sorumluluklarına etkilerini incelemek amaçlanmıştır.


    Gereç ve Yöntem: Süleyman Demirel Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalına 2012 – 2018 yılları arasında ceza sorumluluğu değerlendirmesi için gönderilen olgulara düzenlenen 597 Adli Tıp Kurul Raporu retrospektif taranarak psikotik belirtileri bulunan ve bir tanı konulmuş olan 182 yetişkin hastanın raporu ve hasta dosyası Adli Tıp ve Psikiyatri uzmanlarınca ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir.


    Bulgular: Suç sırasındaki yaş ortalaması 40,87±11,78 olarak saptanan olguların %85,7’si erkekti.  Olguların eğitim süreleri ortalamasının 7,98±3,19 yıl olduğu, %78,6’sının meslek sahibi olmadığı ve çalışmadığı, %72’sinin bekar, eşinden ayrılmış veya boşanmış olduğu saptanmıştır. Olguların hastalık süresinin ortalama 10,49±7,98 yıl olduğu, %22,5’inde komorbid bir psikiyatrik hastalık bulunduğu, komorbid hastalıklardan %14,6’sının madde kullanım bozukluğu olduğu belirlenmiştir. Olgularda %45 gibi bir oranla en çok kötülük görme sanrısı saptanmıştır. %44,5’inin daha önce de suç olarak nitelendirilen eylem öyküsünün bulunduğu, %77,5’inin suç olarak nitelendirilen şiddet içerikli eylemlerde bulunduğu, suç mağdurlarının belirgin bir şekilde olguların tanıdıkları bireylerden oluştuğu bulunmuştur. Raporlarda olgulara, %67’sinin “ceza sorumluluğunun bulunmadığı”, %12,1’inin “ceza sorumluluğunun azalmış olduğu”, %11,5’inin “ceza sorumluluğunun bulunduğu” şeklinde sonuçlar verildiği görülmüştür.


    Sonuç: Ceza sorumluluğu değerlendirmelerinde sosyodemografik, klinik ve suç olarak nitelendirilen eylemlerle ilgili özelliklerin bütüncül bir yaklaşımla dikkate alınması gerekmektedir. Suç olarak nitelendirilen eylemler açısından risk faktörlerini belirlemek hastaların söz konusu eylemlerde bulunma nedenlerini anlamaya ve ceza sorumluluğu değerlendirmesi yapılan psikotik belirtili olgularda ruh sağlığı ve adli psikiyatri yönünden yapılacak çalışmalara yön verecektir.

  6. Adli Bir Olgu Olarak Çakmak Gazı İnhalasyonu ve Nörolojik Sekelleri (2019-08-28)
    Selen Can Temürkol Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, İzmir https://orcid.org/0000-0002-1074-405X
    Ahsen Kaya Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, İzmir https://orcid.org/0000-0002-6969-1562
    Burcu Çalışkan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, İzmir https://orcid.org/0000-0001-6112-8989
    Hülya Güler Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, İzmir https://orcid.org/0000-0002-3205-4113

    Uçucu maddelerin, bir diğer adıyla inhalan maddelerin tüm dünyada kullanımları giderek artmaktadır. Bu maddelerden kötüye kullanımı ile en sık karşılaşılanlardan biri, kolay ulaşılabilmesi, yasal olarak ve ucuza satın alınabilmesi, kısa sürede keyif verici etki göstermesi nedenleriyle çakmak gazıdır.


    Bu olgu sunumunda, yaklaşık üç yıl önce çakmak gazı inhalasyonu sonrası sokakta kardiak arrestte bulunan, yoğun bakım izlemi sırasında jeneralize tonik nöbet geçiren, kranial MRG’sinde hipoksik iskemik hasar ve bütan gazı inhalasyonuna sekonder değişiklikler izlenen, ağır motor ve mental nörolojik sekelleri saptanan 18 yaşındaki olgu sunuldu.


    Literatür taramasında daha çok çakmak gazı inhalasyonuna bağlı ani ölüm olguları ile ilgili otopsi çalışmaları olduğu görüldü. Sunulan olgunun, çakmak gazı inhalasyonu sonucu meydana gelebilecek nörolojik sekelleri belirgin bir şekilde ortaya koyması nedeniyle literatüre katkı sağlayacağı düşünüldü.

  7. Bir Grup Lise Öğrencisinde Çocukta Fiziksel ve Duygusal İstismar Risk ve Koruyucu Faktörlerinin Taranması (2019-10-31)
    Sinem Yıldız İnanıcı Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Tıp Eğitimi Anabilim Dalı, İstanbul https://orcid.org/0000-0001-8488-3231
    Esra Akdeniz Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi https://orcid.org/0000-0002-3549-5416
    Mehmet Akif İnanıcı Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Adli Tıp Anabilim Dalı, İstanbul https://orcid.org/0000-0001-8083-9807

    Amaç: Çocuk istismarı, çok boyutlu bir olgu olduğundan önleme çalışmaları planlanırken, risk ve koruyucu faktörler bireyle, aileyle, okulla, yaşanılan çevreyle ve politikalarla ilgili olmak üzere çok katmanlı biçimde elde edilmelidir. Bu çalışmada amaç, lise öğrencilerinde, istismarla ilişkili bu faktörleri betimlemektir. 


    Gereç ve Yöntem: Katılımcıların yaş ortalaması 15.69 (Ss=.96) olup, % 53.4’ü (n=353) kızdır. Rathus atılganlık envanterine ilaveten kullanılan anket demografik veriler, okul ve yaşanılan çevre, riskli davranışlar, aile ilişkileri/yaşantı tarzı, istismara açık kılan düşünce yapısı ve yakın çevrede istismar gözlemiyle ilgili sorular içermektedir.


    Bulgular: Öğrencilerin %95.5’i (n=631) ailesiyle birlikte yaşamakta, %51.1’i (n=337) ekonomik durumunu orta/altı olarak nitelendirmektedir. Annelerin % 9.6’sı (n=59) ve babaların % 16.2 (n=104) üniversite mezunudur. Katılımcıların %60.1’i (n=397) okula toplu taşıma kullanarak geldiğini, %39.5’i (n=261) okula giderken kendisine kimsenin eşlik etmediğini bildirmiştir. Okul arkadaşlarından en az birkaç defa şiddet gördüğünü bildirenlerin oranı %40.7’dir (n=269). Atılganlık cinsiyet ve sınıfa göre farklılaşmamıştır. Ailenin terbiye yöntemleri üst sınıflardaki erkeklere, kızlara göre daha sert gelmekte, erkekler ailelerinin beklentilerini fazla bulmakta ve daha az takdir edildiklerini hissetmektedirler. Katılımcıların %43’ü (n=284) yakın çevrelerinde duygusal istismara uğrayan çocuk sayısını 3 ve daha fazla olarak tahmin etmiştir. Aynı tahmin fiziksel istismar için % 20.4’tür (n=135).


    Sonuç: Sağlığa zarar verici madde kullanımı, okuldan kaçma davranışı, yaşanılan mahallede güvende hissetme durumu, okulda şiddete maruz kalma gibi faktörler sınıf ve cinsiyetten etkilenebilmektedir. İstismarın varlığının doğrudan sorgulanamayacağı durumlarda katılımcıların fiziksel/duygusal istismara uğrayan çocukların olduğu bir çevrede bulunup bulunmadığını anlamada okuldan kaçma davranışları, şiddet gösteren yakın arkadaşların bulunup bulunmadığı ve kişinin algıladığı arkadaş desteği değişkenlerinin incelenmesi yol gösterici olabilir.

  8. Türkiye’de Adli Tıp Alanında Yapılmış Uzmanlık Tezlerinin Bilimsel Yayına Dönüştürülme Oranlarının Değerlendirilmesi (2019-09-17)
    Derya Çağlayan EGE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ADLİ TIP ANABİLİM DALI https://orcid.org/0000-0002-9088-5097
    Cemil ÇELİK Department of Forensic Medicine, Ege University Faculty of Medicine, İzmir https://orcid.org/0000-0002-8103-459X
    Ahsen Kaya Department of Forensic Medicine, Ege University Faculty of Medicine, İzmir https://orcid.org/0000-0002-6969-1562
    Ekin Özgür Aktaş Department of Forensic Medicine, Ege University Faculty of Medicine, İzmir https://orcid.org/0000-0003-0934-3731

    Amaç: Adli Tıp alanında yapılmış tıpta uzmanlık tezlerinin ulusal ve uluslararası dergilerde yayına dönüştürülme oranının incelenmesidir.


    Gereç ve Yöntem: Yüksek Öğretim Kurulu Tez Merkezi veri tabanından 1983-2016 yılları arasında yapılan uzmanlık tezleri taranmıştır. Ulaşılan tezlerin yazar ve danışman adı ile tez başlığı kullanılarak Ulakbim, Türk Medline, Google Scholar, Web of Science, Pubmed veri tabanları taranmıştır. Yayına dönüştürülmüş tezlerin yapıldığı yıl, makalenin yayınlandığı yıl, derginin veri tabanı, uzmanlık öğrencisinin yazar sıralaması, araştırma tipi, tez konuları ana başlıklar halinde kaydedilmiştir.


    Bulgular: Tarama sonucunda 1983-2016 yılları arasına ait 236 tezden 77’sinin (%32.6) yayına dönüştürüldüğü saptanmıştır. Bu tezlerin %15.2’si Science Citation Index/Science Citation Index Expanded , %11.9’u uluslararası, %5.5’i ulusal indeksli dergilerde yayınlanmıştır. Tezin makale olarak yayınlatılma süresi ortalama 2.95±2.49 yıl olarak bulunmuştur. Tezi yapan uzmanlık öğrencisinin makalelerin %85.7’sinde birinci yazar olduğu saptanmıştır. Yayına dönüştürülmüş tezlerin %53.2’sinin prospektif çalışma olduğu ve en sık Adli Patoloji (%26) ile Adli Psikiyatri (%23.4) alanlarında yapıldığı saptanmıştır.


    Sonuç: Adli Tıp alanında tezlerin yayına dönüştürülme oranı ülkemiz ve yurtdışı verileri ile benzer bulunmuştur ancak olması gereken seviyenin altındadır. Tez danışmanının teşvik edici ve eğitici olması, yabancı dil desteğinin verilmesi, zaman ve maddi kaynağın sağlanması gibi süreci kolaylaştıran çözümlerin üretilmesi önem taşımaktadır. 

  9. Kemik Yaşı Tayininde Kullanılan Greulich-Pyle ve Tanner-Whitehouse Yöntemlerinin Karşılaştırılması (2020-01-09)
    Atilla Kaplan Ağrı Özel Medicenter Tıp Merkezi, Ağrı https://orcid.org/0000-0002-4710-7927
    Hakan Yılmaz Uşak Üniversitesi Tıp Fakültesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Uşak https://orcid.org/0000-0002-4710-7927

    Amaç: Pediatrik dönemde tıbbi ve adli açıdan önemi nedeniyle kemik yaşı tayini için çekilen sol el bileği grafisini değerlendirmede en çok kullanılan Greulich-Pyle atlası ve Tanner-Whitehouse yöntemlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır.


    Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada kronolojik yaşları 11-16 arasında değişen 150 kız olgu ve 11-18 arasında değişen 210 erkek olgu incelenmiştir. Toplamda 360 olgu yıllara ve cinsiyete göre 12 gruba ayrılmıştır. Tüm olguların sol el bilek grafileri retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Olguların kemik yaşı tespiti GP atlası, TW2 ve TW3 yöntemlerine göre yapılmıştır. TW yönteminde en çok kabul gören RUS skorları kullanılmıştır. Yöntemler ile kronolojik yaş arasında ilişki, fark ve kullanılabilirlik araştırılmıştır.


    Bulgular: Genelde TW2 yöntemi olguların yaşını daha büyük, TW3 yöntemi ise küçük göstermektedir. Kronolojik yaş ile kemik yaşı arasındaki farklar ise GP yönteminde anlamlı bulunmamış, TW3 yönteminde anlamlı bulunmuştur.


    Sonuç: Çalışmaya dâhil edilen yaş gruplarında GP atlasının daha kullanılabilir olduğu görülmüştür.

  10. Ağız Florasındaki Streptokokların Adli Bilimlerde Kimliklendirme Açısından Araştırılması (2019-11-13)
    Öğr. Gör. Buse Sabiha Bozaslan Üsküdar Üniversitesi Sağlık Hizmetleri MYO, İstanbul
    Doç. Dr. Hüseyin Çakan İstanbul Cerrahpaşa Üniversitesi, Adli Tıp Enstitüsü, İstanbul

    Yeni bir çalışma alanı olan ve adli bilimler içerisinde mikroskobik delillerin varlığından söz edilen, adli mikrobiyoloji; değişen toplumsal yaşam sonucu, suç işleyenleri tanımlamak ve masumları korumak amacıyla, mikroorganizmaları tanımlayabilmek açısından önem kazanmıştır. Yapılan bu çalışmada ağız mikroflorasında yer alan streptokokların çeşitli objeler üzerinde olabileceğini düşünerek; bu mikroorganizmaların adli kimliklendirmede kullanılıp kullanılamayacağını araştırmak amacıyla planladık.


    Çalışmada; 50 kişinin ağız, elma, sigara ve sakız svapları olmak üzere 200 farklı svabın besiyerine ekim işlemi yapılmıştır. Kişilerin oral mikroflorasında var olan tüm mikroorganizmalar araştırılmıştır. Elde edilen verilere göre; bu mikroorganizmalardan en baskın tür olarak alfa hemolitik streptokoklar olduğu belirlenmiştir. Kişilerin ağız içi floralarında nadir rastlanan bazı mikroorganizmaların varlığı o kişiyi kimliklendirme açısından özel kıldığı belirlenmiştir. Bu durumda herhangi bir yerde herhangi bir olayda ve herhangi bir objede bıraktığı ısırık izi o kişiyi ele verecek bir delil niteliği kazandırdığını söylemek mümkün olmuştur.


    Bu açıdan suç soruşturmasında şüpheli kişilerin var olan bozunmuş ya da yetersiz olan ve ısırık izlerinden elde edilen DNA prosedürünün işlemediği durumlarda veya genotipik yaklaşımlara ek olarak tamamlayıcı bir sonuç elde etmek amacıyla yapılan bu çalışma adli bilimlere kazandırılmıştır. Sonuç olarak; klinik açıdan ve adli bilimler açısından bu denli önemli olan bu bakterilere yani streptokoklara biz de adli mikrobiyoloji açısından farklı bir yaklaşımla katkı sağlanmıştır.

  11. Web 3.0’da Çocukların Sanal Mahremiyetine Adli Bir Bakış (2019-11-12)
    Mehmet Aykut Erk Çukurova Üniversitesi, Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü, Adana https://orcid.org/0000-0002-4362-2729
    Sunay Fırat Çukurova Üniversitesi, Adana Sağlık Yüksekokulu, Hemşirelik bölümü https://orcid.org/0000-0002-9960-0836

    Haberleşme ve iletişim çağının dönüm noktalarından biri olan sosyal medya dönemi ile iletişim ve paylaşım sınırsız bir hale gelmiştir. Birçok aile eskiden olduğu gibi çocuklarına oyun ortamı sağlamak yerine teknolojik araçlara başvurmayı tercih eder hale gelmiştir. En büyük video paylaşım platformu olarak kabul edilen Youtube ve son dönemde 18 yaş altı çocukların bir diğer uğrak noktası olan mikro-film uygulamaları yoluyla milyonların beğenisine çıkan çocukların, akıllı telefon ve tabletler aracılığıyla kolay ulaşılabilirlik ve kişisel bilgilerinin gizliliği bakımından tehdit altında oldukları düşünülmektedir.


    Çocukların/ergenlerin akranlarıyla iletişim kurmaları olumlu kimlik gelişimleri için gereklidir. Çevrimiçi dünyada herhangi bir rehberi olmadan kendi başına hareket eden çocuk veya gençler bu kimlik arayışı sırasında akranlarınca kabul görmek adına “trend” olan sosyal medya akımlarına katılabilmektedirler.


    Çocukların/gençlerin karşılaşabileceği bir başka tehlike ise video-paylaşım sitelerinin artık birer ticaret unsuru haline gelmesinden kaynaklı olabilmektedir. Bu büyük kazançtan pay almak isteyen içerik üretici aileler ise artık kendi çocuklarını da videoların başrolü haline getirmeye başlamışlardır. Bazı videolarda çocuklar aileleri tarafından ruhsal ve bedensel gelişimlerine uygun olmayan bir biçimde davranmaya zorlanmaktadırlar. Bu sitelerdeki videolarda rol alan çocuklar için bir diğer olumsuzluk ise çocukların erişimi sınırsız olan bu videolara yapılan yorumlara maruz kalmalarıdır. Kimi yorumcunun kıskançlık ve öfke duyduğu bu yorumlar bir çeşit “siber zorbalık” olarak nitelendirilebilmektedir.


    Sonuç olarak, internetin yaygınlaşması dolayısıyla Youtube ya da video-platform sitelerinin yaygın olarak kullanımı göz önünde bulundurulduğunda çocukların kişisel bilgilerinin ve mahremiyetinin titiz bir biçimde korunması gerektiği anlaşılmaktadır. Çocuklar üzerinden güdülen satış politikalarının çocuğun ruhsal gelişimine zarar verdiği uzmanlarca dile getirilmeli, çocukların ekonomik ve cinsel olarak istismar ve ihmal...

  12. Cinsel Saldırı ve İstismar Olgularında Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıkların Değerlendirilmesi (2019-11-11)
    Derya Çağlayan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, İzmir
    Ahsen Kaya Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, İzmir
    Ekin Özgür Aktaş Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı, İzmir

    Cinsel saldırı ve cinsel istismar olgularının fiziksel ve ruhsal travma ile birlikte cinsel yolla bulaşan hastalıklar (CYBH) açısından da değerlendirilmesi önemlidir. Bu olgularda muayene genellikle travma bulgularının tespiti ve saldırganın kimliğinin tespitine yönelik örnek alımı ile sınırlı olmaktadır. Cinsel yolla bulaşan Neisseria gonorrhoeae, Chlamydia trachomatis, Trichomonas vaginalis, Hepatit B virüsü, Human immunodeficiency virüs ve sifiliz gibi çok sayıda etken mevcut olmakla birlikte ülkemizde bu etkenlere yönelik tarama testleri ve profilaksi uygulamaları ile ilgili standardize edilmiş bir rehber bulunmamaktadır. Bu nedenle, tüm olgularda bulaş riski göz önünde bulundurulmalı, gereklilik halinde tedavi ve profilaksi uygulamaları açısından değerlendirme yapılmalıdır. Ayrıca saldırgana ulaşılabildiği durumlarda gerek mağdurun CYBH için tıbbi bakım ihtiyacının belirlenebilmesi gerekse saldırganın yargılanma süreci ve illiyet bağının kurulabilmesi için bu kişilerin de muayenesi ve tetkikleri yapılmalıdır. Bu derlemede, cinsel saldırı ve cinsel istismar mağdurlarında görülebilecek cinsel yolla bulaşan hastalıkların değerlendirilmesi ve saldırganın muayenesi hususlarının, literatür bilgileri eşliğinde, adli-tıbbi yönden incelenerek sağlık çalışanlarının bu konuya dikkatlerini çekmek amaçlandı.

  13. İnternet Üzerinden Alınan Potasyum Siyanür İle İntihar: Olgu Sunumu (2019-11-04)
    Hatice Kübra Ata Öztürk https://orcid.org/0000-0002-4875-0826
    Alper Akça https://orcid.org/0000-0002-0239-4432
    Ayşe Kurtuluş Dereli Pamukkale Üniversitesi https://orcid.org/0000-0002-0592-585X

    Siyanür bilinen en toksik maddelerden birisidir. Akut zehirlenmelerine sık rastlanmamakla birlikte siyanürle intiharlar sıklıkla ölümle sonuçlanır. Bu çalışmada; internet aracılığı ile alınan potasyum siyanür ile intihar eden 27 yaşındaki bir erkek olgu sunulmuştur. Olay yerinde bulunan beyaz renkli madde ile bulaşıklı bir adet su bardağı ve internet üzerinden kimyasal malzemeler satan bir firmadan 1 kg potasyum siyanür satın aldığını belgeleyen fatura ve kredi kartı ödeme fişi bulunmuştur. Otopside özefagusta submukozal konjesyon ve fokal taze kanama alanları, diğer dokularda ağır hiperemi gibi nonspesifik bulgular olduğu görülmüş ve toksikolojik incelemede ağız yoluyla alınan akut siyanür zehirlenmesi nedeniyle öldüğü saptanmıştır. Bu olgu, bilinen en toksik madde olan siyanürün internet üzerinden kolaylıkla alınabilmesine dikkat çekmek ve bu maddelere erişimin sıkı bir şekilde denetlenmesi gerektiğini vurgulamak amacıyla sunulmuştur. 

  14. Ölümcül Dalış Kazalarında Boğulma Derinliğinin Belirlenmesinde Planktonik Organizmalar Yardımcı Olabilir mi? (2020-01-13)
    Ahmet Höbek
    Akın Savaş Toklu
    Neslihan Balkis-Ozdelice
    Benin Toklu Alıçlı İstanbul Üniversitesi

    Amaç: Tetikleyici neden farklı olsa da ölümcül dalış kazalarının büyük bir bölümü boğulma ile sonuçlanmaktadır. Boğulmanın gerçekleştiği derinliği bilmek, kaza nedenlerinin aydınlatılmasına önemli katkıda bulunabilir. Bu deneysel çalışmada, ölümcül dalış kazalarında, boğulma derinliğinin tespitinde planktonik organizmaların kullanılıp kullanılamayacağı amaçlanmıştır.


    Gereç ve Yöntem: Bunun için Marmara Denizi’nde yüzeyden ve 30 metre derinlikten alınan su örneklerindeki planktonik organizmalar incelenmiştir. Ayrıca Wistar Albino türü 8 bireyden oluşan iki gruptan ilkinde bulunan sıçanların yüzeyden alınan su örneği içinde ve 1 ATA basınç altında, diğer grupta bulunan sıçanların ise 30 metre derinlikten alınmış su örneği içinde ve bir basınç odası içinde 4 ATA basınç altında boğulmaları sağlanmış ve boğulan sıçanların akciğerlerinde planktonik organizmalar araştırılmıştır.


    Bulgular: Yapılan incelemelerde, yüzeyden alınan örnekte 22 fitoplanktonik ve 5 zooplanktonik takson, 30 metre derinlikten alınan örnekte ise 7 fitoplanktonik takson tespit edilmiştir. Sıçanların boğulma sonrası yapılan otopsilerde akciğerlerinde planktonik organizmaya rastlanmamış, 4 ATA basınç altında boğulan gruptaki sıçanların akciğerlerinin daha şişkin ve kanamalı olduğu gözlemlenmiştir. Akciğerlerde planktonik organizmaya rastlanmaması, sıçanların çok az miktarda sıvı aspire etmesinden ve örnekteki plankton yoğunluğunun düşüklüğünden kaynaklanmış olabileceği düşünülmüştür.


    Sonuç: Dalış bölgelerindeki planktonik organizmaların, belirli derinliklere yaptıkları mevsimsel ve günlük göçlerinin (diurnal göç) belirlenmesi, ölümle sonuçlanan dalış kazalarında boğulma derinliğinin tespitine yardımcı olabilir. Ancak bu deneysel çalışmada boğulan sıçanların akciğerlerinde planktonik organizma tespit edilememiştir.

  15. 3 Boyutlu Bilgisayarlı Tomografi ile Volüm Rendering Tekniği Kullanarak Skapula Ölçümlerinden Anadolu Popülasyonunda Cinsiyet Tahmini (2020-01-14)
    Hasan Tetiker Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı, Muğla https://orcid.org/0000-0002-0059-7308
    Ceren Uğuz Gençer Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı, Muğla https://orcid.org/0000-0002-1089-6379

    Amaç: Bu çalışmanın amacı, skapulanın seksüel dimorfizmini değerlendirmek ve toraks bilgisayarlı tomografi görüntüleme yöntemi ile yapılan ölçüm sonuçlarının, modern Anadolu popülasyonunda cinsiyet tayini için doğruluğunu ölçmektir.


    Gereç ve Yöntem: Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Radyoloji Anabilim Dalı’nda Şubat 2019 ve Nisan 2019 tarihleri arasında çekilmiş olan, 20-93 yaşları arasında, 302 vakanın (164 erkek,138 kadın) Multidedektör BT görüntüleri kullanıldı. Sağ ve sol taraf skapulaların longitudinal uzunlukları (LU), transvers uzunlukları (TU) ve spina skapula uzunlukları (SSU) ölçüldü ve değerlendirildi. Ölçümlerin cinsiyeti belirlemedeki etkisi Lojistik Regresyon analizi ile saptandı.


    Bulgular: Erkeklerde skapula ölçümlerinin kadınlara göre daha yüksek olduğu görüldü (p<0.001). Kadınlarda sağ ve sol skapula transvers uzunlukları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanırken, erkeklerde her 3 ölçüm için de istatistiksel olarak anlamlı fark saptandı. Ölçümler cinsiyet belirleme için kullanıldığında skapula longitudinal, transvers ve spina skapula uzunlukları birbirinden bağımsız olarak, istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Buna göre en yüksek doğruluk oranını sağ skapula longitudinal uzunluğunun verdiği görüldü.


    Sonuç: Bu çalışma Anadolu toplumunda skapula kemiğinin cinsiyet tahmininde önemli bir kemik olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla adli tıpta ve adli antropolojide kafatası, uzun kemikler ve pelvis kemiği bulunamadığı takdirde diğer cinsiyet tahmini metotlarıyla veya tek başına kullanılabilir.

  16. Ateşli Silah Yaralanmasına Bağlı 18 Yaş Altı Ölümler (2019-12-16)
    Faruk Aydın Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Adli Tıp Anabilim Dalı, Manisa
    Mehmet Sunay Yavuz Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi, Adli Tıp Anabilim Dalı, Manisa https://orcid.org/0000-0002-1131-596X

    Giriş ve Amaç: Bu çalışmada 01.01.2006-31.12.2015 tarihleri arasında İzmir ili ve çevre illerde meydana gelen 18 ve altındaki yaş grubunda ateşli silah yaralanmasına bağlı ölüm olaylarının sosyodemografik özeliklerinin incelenerek elde edilen verilerin ülkemizde ve dünyada yapılan benzer çalışmalarla karşılaştırılması amaçlanmıştır.


    Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda İzmir ve çevresinde meydana gelen  ateşli silah yaralanmasına bağlı ölümler retrospektif olarak taranmış ve bu olguların 114’ünün (%6.07) 18 ve daha küçük yaşta olduğu görülmüştür. Olgular ölümün meydana geldiği yer ve zaman, cinsiyet, yaş, orijin, mevsim, ay, yıl, silahın türü, mermi giriş sayısı, atış mesafesi, elde edilen mermi çekirdeğinin yapısı, mermi giriş yeri, olayda kullanılan silahın kime ait olduğu, alınan örneklerin toksikoloji sonuçları ve ölüm nedeni ile failin kim olduğu gibi özellikler açısından değerlendirilmiştir.


    Bulgular: Olguların yaşları 1 ile 18 arasında değişmekte olup, 79'u (%69.3) olgu erkek, 35'i (%30.7) kadın bulundu. 39 olguda (%34.2) tabanca, 75 olguda (%65.8) av tüfeği kullanıldığı tespit edildi. Orijinlere bakıldığında; 37 olgu (%32.5) ile cinayetler ilk sırada yer aldığı görüldü. Ölümlerin en sık kış mevsiminde (n:32, %28.1) oluştuğu tespit edildi. Olguların en fazla (n:48, %42.1) köy/kasaba gibi kırsal bölgelerde ve olayın gerçekleştiği yerin en fazla (n:54, %47.4) ev olduğu görüldü. 35 olguda (%30.7) olayda kullanılan silahın kişinin babasına ait olduğu görüldü.


    Sonuç: Evlerde bulundurulan ateşli silahların çocukluk çağı ölümlerine yol açtığı görülmektedir. Toplumumuzun, çocukların ateşli silahlara kolayca ulaşmaları halinde yaralanma ve ölüm olaylarının kolayca meydana gelebileceği, bu nedenle çocuklu evlerde mümkün olduğunca ateşli silah bulundurulmaması gerektiği, çocukların oyuncak dahi olsa silahlara özendirilmemesinin bu konuda faydalı olacağını düşünmekteyiz.

  17. Kannabis Yasal, Ya Sonra… (2020-01-10)
    Hadiye Bostancı Demirci Madde Bağımlılığı Anabilim Dalı, Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü, İzmir https://orcid.org/0000-0001-9524-4689
    Sevda Acar Madde Bağımlılığı Anabilim Dalı, Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü, İzmir https://orcid.org/0000-0002-5875-0379
    Serap Annette Akgür Ege Üniversitesi Madde Bağımlılığı, Toksikoloji ve İlaç Bilimleri Enstitüsü, Bağımlılık Toksikolojisi Anabilim Dalı, İzmir http://orcid.org/0000-0001-9638-2311

    Yakın tarihe baktığımızda kannabis gibi psikoaktif etkili maddelerin kullanımı ile ilgili düzenlemelerin belirli dönemlerde sadece bir asayiş sorunu olarak değerlendirilerek, yasal tedbirlerle kontrol edilmek istendiği görülmüştür. Ancak, madde kullanımı ve bağımlılığı sorununun, zamanla sadece bir asayiş sorunu olmadığının farkına varılmasıyla, tedavi ve önleme faaliyetlerine de önem verilmeye başlanmıştır. Son yıllarda ise, tıbbi tedaviyi düzenleyen, yasal çerçeve konusunda çalışan ve olayın psikososyal boyutu ile ilgili kişilerin yasal düzenlemeler ve yeni gelişmeler konusunda hassasiyet ile birlikte çalıştığı görülmektedir. Madde kullanımının artık “halk sağlığı ve toplum güvenliği sorunu” olarak beraber değerlendirilmesi ile birlikte, son dönemlerde özellikle kannabise ilişkin düzenlemeler hızla değiştirilmekte, konu birçok ülkede hala tartışılmaktadır. Bu uygulamaların birey ve toplum bazında halk sağlığı ve toplum güvenliği açısından uzun vadede ortaya çıkacak sonuçlarının öngörülmesinin zor olacağı düşünülmektedir. Bu makale, konuya ilişkin yapılan çalışmaların derlenerek özellikle eğlence amaçlı (rekreasyonel) kannabis kullanımına izin verilmesi durumunda doğabilecek bireysel ve toplumsal sonuçları özetlemek amacıyla yazılmıştır.